Bahamalarda Dalış
MIAMI’den feribot ile 5 saatte gidilebilen Bahama adaları, çok sayıda irili ufaklı takim adalardan oluşmuş. Türk vatandaşlarına vize uygulamamasından faydalanarak, pervaneli bir uçak ile yaklaşık bir saatte vardığımız, başkent NASSAU havaalanı, ufak, kişisel uçaklar ile doluydu. Anlaşılan İstanbul Adalar’da tekne sahibi olmak gibi, Bahamalar’da da uçak sahibi olmak gayet olağan…
Devasa gezi gemilerinin uğrak yeri olan NASSAU, gelirini turizmden kazanmakta. Tüm ada halkı geçimini turistik malzemeler satarak ve dilenerek kazanmakta. Gerçekten de ulaşım için kullandığınız teknelere binen dilenciler, kendilerini tanıtıp, turistlere Bahamalar’ı tanıtmakta ve sonrada gönlünüzden ne koparsa toplamaktalar. Bu arada da dilenciliğin Bahamalar’da ikinci en önemli geçim kaynağı olduğunu da söylemekten geri kalmıyorlar.
NASSAU’da 2 tane büyük dalış merkezi bulunmakta. Dalış için ayırdığım 2 günde her ikisini de denemeye karar verdim. Son KUBA turumda dalış sertifikamı unutmanın acısını hatırlayıp, tüm brovelerimi yanımda getirmeyi unutmamıştım. Kısa bir tanışmadan sonra kayıt v.s. gibi detayları halledip, NASSAU’yu keşfe devam ettim. Aslında çok büyük bir ada olmamakla birlikte, çok büyük bir turist kalabalığına sahip. Özellikle casinosu için US’den gelen çok Amerikalı turist var. Yemek, konaklama ve ulaşım oldukça ucuz, ancak gecesi 4000 USD olan lüks Club’lar da mevcut. Kumsalları ve denizi fazla övmeye gerek yoktur sanırım.
Sabah saat 8de shuttle beni otelimden alarak, 10 dakika mesafedeki dalış merkezine ulaştırdı. Burada malzemelerimi kiralayıp, küçük dalış teknemize geçtim. Teknede yaklaşık 12 dalıcı vardı. İlk dalış noktamız bir gemi batığıydı. İyi bir programa denk geldiğimi düşünürken, teknede tanıştığım İspanyol bir dalıcı, bir gün önce Bluehole’de daldığını ve ertesi günkü Bluehole dalışına mutlaka katılmam gerektiğini söyledi ve ekledi, “Zaten diğer dalış merkezi ile de daldım, malzemeleri süper ama dalışlar son derece keyifsiz geçiyor, iyi noktalara götürmüyorlar.” Eh bu sözün üzerine ertesi günkü dalış programı da ortaya çıkmış oldu. Gerçekten de tüp o-ringi eskilikten havayı tutuyor, tutmuyor arasıydı, BC’nin belindeki cırtın kendine hayrı yoktu, maske su almaktan içinde hava bulunduramıyordu ve paletler de çok eskimişti. Regülator de sorun yok neyse ki derken, ondan da hava güçlükle geliyordu. Yani tam bir felaketti… Tüpün kaçırdığı hava, benim dalışta kullandığımdan fazla da olsa, 50 dakikalık 20m.ye yaptığım dalışta yetti bana, kendi regülatorüm de kısık ayarda olduğundan, buradaki dalışta çok yabancılık çekmedim, ancak dalış sonrasında gözlerim kan çanağı olmuştu. Tabii bu şanssızlıklar, batik dalışından keyif almama engel olamadı. 50m. boylarında bir feribottu bu batik.
Gemide çok gezecek yer olmasa da etrafındaki tropical balıklar ve istakozlar, sualtı fotoğrafçıları için güzel kareler oluşturuyorlardı. Gözlerim sağda solda bir kopek balığı veya mantayı umutsuzca aradı, ama maalesef. Onları görmek için ertesi günü beklemem gerekliydi. Dalış sona erip tekneye çıktığımızda, 2.dalış için ancak tüp değiştirme zamanımızın bulunduğunu şaşkınlıkla öğrendim. Yaklaşık 30 dakika sonra 2.dalış noktasının üzerindeydik. Bu nokta maksimum 9metre derinlikte bulunan, sunu bir resifti. Beton bloklarla oluşturulmuş bir limanın dışındaydık. Brifingde söyledikleri en önemli nokta, liman taşlarından içeri doğru devam ederseniz akıntı sizi limana giren ve çıkan gemilerin altına doğru götürebilir. Çok çeşitli tropical balıklara rastladığımız bu dalış, adeta bir akvaryumda dalışı andırıyordu. Yine 50 dakikalık bir dalış sonrasında, biraz da sıkılarak, tekneye çıktık. Yaklaşık saat 12de karadaydık ve otelimize doğru yola çıkmıştık. Güne erken başlayınca, bereketi de fazla oluyor tabii, bir türlü bitmek bilmeyen gün sonunda karanlığa teslim olmuş ve Bluehole dalışı yaklaşmaya başlamıştı…
Ertesi sabah yine ayni saatte shuttle ile dalış merkezine ulaştığımda, teknede sadece 5 dalıcı olacağımızı gördüm. Dalış noktamız merkezden yaklaşık bir saat mesafedeydi ve biz okyanusun ortasına doğru yol alırken, ileride oluşmuş bir hortuma şahit olduk. Sonradan televizyonda seyrettiğime göre Florida kıyılarını da ciddi bir hortum vurmuş ve ciddi hasarlar vermiş. Hortumun daldığımız noktaya ulaşmamasını ümit ederek, hazırlanıp suya atladık. Bluehole, Mısır- Dahab’da da bulunan, bazı noktalarda benzerlik gösteren bir oluşum. Aslında Bahamalar’daki oluşum daha enteresan. Okyanusun ortasında, derinliğin maksimum 9 metre olduğu bir kumsal bölgenin ortasında, çapı 30 metre, derinliği ise 90 metre olan bir çukur. Adeta uzaydan gelen bir cismin açtığı deliğe benzeyen, son derece rijit bir çukur. Dalış başlamadan kumun üzerinde dinlenen bir kaç köpekbalığı ile karşılaşmamız, dalışın oldukça maceralı geçeceğinin sinyallerini vermişti. Hemşire köpekbalıkları, kumun üzerine yatmış, güneşleniyorlardı, pırıl pırıl sularda. Hava kabarcıklarımızdan gelen gürültülerden rahatsız olmalılar ki yavaş yavaş toparlanıp, uzaklara doğru kuyruk vurup gittiler. Ama bunlar daha başlangıçtı. Yavaş yavaş Bluehole’a yaklaştığımızda, dibindeki karanlığa rağmen, iri birşeylerin hareket ettiğini görebiliyorduk.
Çukurun kenarlarına yakin dönerek derinlere doğru indiğimizde bizi hoş bir sürpriz bekliyordu. Yaklaşık 7 tane hemşire köpekbalığı, adeta kardeş kardeş birbirlerine sarılmış, ayni kovukta yatıyorlardı. Tabii bizim gelmemizle birlikte hareketlenen köpekbalıkları, her yöne yüzmeye başladılar. Son derece zararsız bir tur olan hemşireler, neredeyse dokunma mesafemizden geçip, çukurdan yukarı doğru yüzdüler ve gözden kayboldular, 30 metrelere geldiğimizde, rehberin işaret ettiği yerde büyük bir mağara girişi göze çarpıyordu. Diğer grubu bekleterek, benimle birlikte içeri doğru süzüldü ve feneri ile ışıldattığı noktada yaklaşık 2 metre boylarında bir köpekbalıklarıyla daha karşılaştık. Bu da bir hemşireydi ve kendini köşeye sıkışmış hissettiğinden oldukça huzursuz görünüyordu. Onu doğal ortamında daha fazla rahatsız etmeden, mağaradan çıkarak, çukurun çıkışına doğru yüzmeye başladık.
Çukurun üzeri çok sayıda köpekbalığı ile dolmuştu. Bunların hepsi hemşire de değildi. Yine tehlikesiz bir tur olan resif köpekbalıklarının biraz ilersinde, boğa köpekbalığı bizi heyecanlandırmıştı. Tehlikeli bir tur olan boğalar, ayni zamanda tatlı suda da yüzebilme özelliğine sahipler. Bizi bir tehdit olarak görmediğinden kendi yolundan uzaklaşan boğa köpekbalığı sonrası, kumların üzerinde yatmaya başlayan hemşireler grup için eğlence kaynağı olmuştu. Neredeyse elinizi omzuna atıp hatıra fotoğrafı çektirecek kadar uysal olan bu balıklar, sualtı fotoğrafçısı arkadaşlara iyi malzeme olmuştu. Dalışın nisbeten derin olması sebebiyle, 30 dakika sonra bitirip, tekneye çıkmıştık. Demir alan dalış teknemiz, 40 dakika sonra maksimum 6 metre derinliğinde, sualtı koruma alanlarından birine gelmişti. Burada yine mükemmel renkler, mercanlar ve tropical balıklar ile geçirilecek bir 50 dakikamız vardı ve buradaki son dalışımın tadını çıkarmalıydım. Hizli gecen bir 50 dakika sonrasında, mutlu ve güzel anları beynime kazıyarak, ve fotoğraf makinamı yanımda bulundurmadığım için kendime kızarak limanın yolunu tuttuk.
2 güzel dalış günü sonrasında, denizin, güneşin ve kumsalın tadına vararak Bahamalar’dan sıradaki dalış noktalarına doğru yola çıktım…
Güncel Program
Başlangıç Seviyesi Balıkadam Kursu
- 20-21-22 Şubat 2012
- 21-22-23 Şubat 2012
- 22-23-27 Şubat 2012
- 22 Şubat 2012
- 29 Şubat 2012
DALIŞ TURLARI
SAROS İBRİCE DALIŞ TURLARI
26 Şubat 2012
********************************
- 22 Şubat 2012



